DOLAR 8,5970
EURO 10,1186
ALTIN 484,04
BIST 1.426
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 22°C
Az Bulutlu
Ankara
22°C
Az Bulutlu
Cts 26°C
Paz 26°C
Pts 25°C
Sal 27°C

AL KALEMİ ELİNE!

AL KALEMİ ELİNE!
20.10.2020
A+
A-

Sevim Çınar BİRBEN

Bu haftaki röportajımızda bir yazarı ağırlıyoruz. “Kapısız Kilitler”in yazarı Mediha Ünver, öykülerindeki samimiyeti sohbetine de yansıttı. Sonunda herkese ilginç bir çağrıda bulundu ve “Al kalemi eline” diyerek okuru yazarlığa davet etti.

KİTAP OKURA ULAŞINCA…

-‘Kitapsız’ların yaşayıp hissedemediği ‘ilk kitap’ heyecanı nasıl bir duygu? Sözleriniz belki kitap hazırlığı ya da düşüncesi içinde olanları tetikleyebilir…

Öncelikle merhaba ve teşekkür!
Ne derler hani; “aynası iştir kişinin…”. İnsan ürettikleriyle varlığını hissediyor biraz da. Ayşe kızın iğne oyası, heykeltıraşın yontusu ya da Macellan’ın yuvarlak dünyası… Arıyor, araştırıyor, sorguluyor, hissediyor ve kendi eleğinden elediğini sunmak ihtiyacı hissediyor. Renkçe, biçimce, bilimce… Kalemce!
Her eser gibi mutluluk verici ilk kitap da. Tamamen soyut olarak kurduğunuz kurak dünya kitap okuyucunun eline geçince yeşermeye başlıyor, harflerden oluşan karakterler nefes alıp, can buluyor sanki. Ayakları yerden kesen bu duygunun bendeki tezahürü; yarası bende saklı her bir karakterime karşı ödenmiş olan bir vefa borcu oldu.
-Dergicilik alanında da çalışmalarınız oldu. Bunun size ve öykülerine kattığı şeyler oldu mu?
Öyle uzun uzadıya, kayda değer bir süreç değildi. Bir arkadaşıma teknik olarak yardım ettim diyebiliriz. Bir süre Gençlerbirliği Dergisi ve yerel bir gazete olan Dolunay’ı çıkardık. Dergicilik de gazetecilik de zor iş.

“ESER ZAMANA DİRENMELİ…”

-Sizin yazarlık serüveniniz nasıl başladı? Yazar doğulur mu, yazar olunur mu? Bir de sizin ‘cahil cesareti’ önerinize rastladım. Bunu açar mısınız biraz?

Sinemaya duyduğum ilgi, senaryo kursu derken dilimin öyküye yatkınlığı telkinleriyle oldukça geç bir yaşta başladı.
Ne yazar doğdum, ne yazar oldum! Yazma heveslisi olarak tanımlıyorum kendimi. Her insanın fark edilen ya da edilemeyen genetik olarak kendine özel yetenekleri olur elbette. Verdiğin emeğe, ayırdığın zamana göre yol alır. Edebiyat da ise bana göre yazana yazar sıfatını okuyucu verir. Bunun için de eserin zamana direnmesi ve okurun gönlünde taht kurması gerekir.
Anlatılmadık olay, söylenemedik söz kalmış mıdır alemde? Tolstoy’un Anna’sı, Gorki’nin Ana’sı… Yazan yazmış, defterini dürmüş zamanında! Benceğiz ne yazabilirim!? Bilgeliğe saygı duymak ama ondan korkmamaktır cahil cesareti. Beğenilme korkusu yaşamamaktır. Kimse için değil, yalnızca “benden ne çıkar, nereye kadar gidebilirim” sorusuna cevap aramak için düşmektir yola ve vurmaktır kendini kaleme…
Merak; görünenin ötesini keşfetme arzusuyla yanan mahşerin kanatlı atı ise korku kuleye hapsedilmiş Rapunzel’dir. Her ikisini de yaşar, yaşatırız ruhumuzda. Tercih bizim!

-Kısa öykülerden oluşan kitaplar çok ve kolay okunuyor. Öykülerinizdeki konu ve biçemin bunu daha da arttırdığını düşünmüyor musunuz?

Kapısız Kilitler’in bir özelliği de son zamanlarda edebiyatta fazla yer bulamayan köy öykülerini de kapsıyor olması. Bir kuşak öncesi çoğumuzun köy kökenli olduğunu düşünürsek nostaljinin okuyucuya sıcak geleceğini düşünüyorum. Öykülerin dokusundaki şiirsel dilinde sevileceği kanısındayım.

TOPLUMSAL ÇELİŞKİLERİN PAYI

-Türkiye’nin koşullarının dün olduğu gibi bugün de yazınımızı etkilediğini hatta beslediğini söylemek abartı mı olur?

Kökü M.Ö. 3000’li yıllara dayanan destanla başlayan zengin bir sözlü edebiyat geleneğinden geliyoruz.Toplum ve doğa olaylarını anlatmakta güçlük çeken insanlar öyküleyici özellikler taşıyan uzun şiirler olan destanlarla edebiyata başlıyor. Destan gibi koşma, sav, sagu da sözlü edebiyat.
Edebi eserlerin üretiminde okur-yazarlık oranının olduğu kadar toplumsal çelişkilerin de payı büyük. Üretim ilişkisine bağlı olarak değişen sosyoloji, alt yapısı oluşturamamış, içselleştirilememiş demokrasi, kırdan kente göç, kadının iş hayatına atılması, çarpık kentleşme, gün güne derinleşen ekonomik kriz, baş döndürücü dijital hız gibi bir çok faktöre bağlı olarak çetrefilli bir hal alan insan- insan ve toplum- devlet arasındaki ilişkiler edebiyat alanına son derece zengin veriler sunuyor. Şans mı, şanssızlık mı?

HAYAL GÜCÜ VE ANALİTİK DÜŞÜNME

-Belki başlarda sormak gerekirdi ama ilginç bir özelliğiniz var. Siz aslında bir elektronikçisiniz; buradan yazarlığa evrilmek zor olmadı mı?

Ben başucundan kitap eksik olmayan bir elektronikçiydim. Biri ruhumu diğeri bütçemi besledi. Edebiyattan hayal gücü, elektronikten analitik düşünme becerisi derledim. Biri birinin alternatifi değil tamamlayıcısıydı. Her ikisini de sevdim. Sanırım onlar da beni sevdi. İyi de oldu…

-Son olarak söylemek istedikleriniz varsa anlatın lütfen…

Yazmak dünyanın en güzel eylemlerinden biri. Yapamam demeden, geç kaldım demeden. Beklentiye girmeden, kimseyle yarışmadan. Al kalemi eline. Cahil cesareti kanatlandırır unutma!


YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.