DOLAR 8,6648
EURO 10,1426
ALTIN 490,52
BIST 1.407
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 17°C
Sağanak Yağışlı
Ankara
17°C
Sağanak Yağışlı
Cum 19°C
Cts 23°C
Paz 24°C
Pts 25°C

Bekir Coşkun’a göre Türk erkeği ve kadını

Bekir Coşkun’a göre Türk erkeği ve kadını
20.10.2020
A+
A-

Röportaj: Umut ÇEVİK

Kısa süre önce aramızdan ayrılan, Türk medyasının unutulmaz isimlerinden Bekir Coşkun, mesleğin son dönemine damga vuran en etkili isimlerdendi. Kendisiyle yaptığım bir röportaj, Türk toplumuna ilişkin çok önemli özellikleri vurgulamasına vesile olmuştu. Örnek olarak dedi ki: “Kompleksini gidermek için bir sürü yola başvurmuştur. Bu yollardan en bilineni kadınlar üzerinde hakimiyet kurmak. Kaç kadını ezebilir ise kendini güçlü hisseder. O yüzden evde bir karısı vardır dışarıda ikinci, üçüncü…”
Başka? “Müslümanlık kadını dışlar.” Ve “Türkler Müslüman olduktan sonra Arap Kültürü’nün etkisinde kaldılar. Çöl insanı kaypaktır. Düşman ile karşılaşınca ağam paşam der kendi yüzünün arkasına saklanır.”
İşte sorularım ve Bekir Coşkun’un yanıtları:
ÇOCUKLUĞUNDAN BU GÜNE…
-Klasik bir başlangıç yapalım ve çocukluğunuzda başlayalım… Bekir ÇOŞKUN nasıl bir çocuktu?
-Tabii o yıllarda beni de sevmişler tüm çocuklar gibi
-Hangi yıllar
-45 yılları… Ben dört buçuk yaşında annemi kaybettim ama bütün ailenin çocuğu oldum. Teyzeler, bütün ailenin kadınları benim için bir anne oldu. Beni çok sevip korudular.

Babanız tekrar evlendi mi?
-Evet evlendi. Ama çok mükemmel biriydi üvey anne demeye hiç dilim varmazdı o da bizi çok sevdi bizde onu çok sevdik. o ve babam halen yaşamaktadır. O hep bize şefkatle sarıldı bizde ona şefkatle sarıldık. Bizim için o hep değerlidir hiç bir zaman üvey anne olmadı, hep öz annemiz gibi olmuştur.

Kaç kardeşsiniz?
-Ölen annemden iki sonradan da iki olmak üzere dört kardeş olduk.
ÖĞRENCİLİĞİ İÇİN NE DEDİ?
-Nasıl bir öğrenciydiniz?
-İyi bir öğrenci değildim. Atatürkçü bir babam vardı 1950 yıllar o zamanlar Cumhuriyete karşı baş kaldırının ilk yıllarıdır. İktidarda Demokrat Parti vardı. Dolayısıyla babam hep sürgün ediliyordu o yüzden okul hayatım hep değişik okullarda geçti. Mesela ilkokulu altı ayrı okulda bitirebildim tam derslere başlardık babam bir akşam eve gelirdi gözleri çakmak çakmak olmuş hadi gidiyoruz derdi. Bavulumuzu toplayıp giderdik. Böyle bile öğrenciliğim geçti benim. Ortaokul ve keza lisede zor oldu benim için. Zaten ben tembel bir öğrenciydim. Kopya çekmeyi de beceremezdim. O yüzden hep bütünlemeye kalırdım. Yazın çalışıp sınıfı geçerdim. Fakat bir şansım vardı yeterli öğretmen olmadığı için dersler boş geçerdi. Tabii öğretmen olmayınca sınıfta kalmak falan da yoktu. Zaten askerlik dersine Alay Komutanı gelirdi. Din derslerine Diyanet İşleri Başkanı. Böyle onlarca dersimiz tamamlanır geçerdik. Fakat asıl Matematik, Coğrafya, Fizik, Kimya gibi derslerde öğretmen olmazdı ama bir şekilde diplomamızı alırdık yine de…

Edebiyat dersiyle aranız nasıldı?
-Felaket, kötü, hep bütünlemeye kaldım. Noktalama işaretlerini bile hep karıştırırdım. Nokta nereye konacak virgül nereye… Bu hala bir sorudur bende. Bu imla kuralları.. Yazım bittikten sonra düzeltmeleri yapan çocuklar için çok zorda kaldıkları bir şey olur bu. Ben isyankar biriyim o yüzden okulda zorunlu olduğu için ders kitaplarına ilgisizdim. Fakat evde babam kitapları çok severek okurdu.

Üniversite yılları nasıl geçti?
Üniversite yılları da faciaydı. Hem bir şeyler üretmek için, hem de ailemin bütçesine katkısı olsun diye geceleri kanun çalardım. Bu günkü ismi ile Gazi İletişim, o zaman ki adıyla Gazetecilik Yüksek Okulunda öğrenciydim. Geceleri eğlence hayatı çok yoruyordu beni. Her gece vur patlasın çal oynasın eğlencesinden sonra sabahları okula gitmek zor oluyordu ama yine de okula gidiyordum. Hatta ilk seneden sonra ikinci sınıfa geçtiğim zaman Ulus ta bir gazetenin matbaasında çalıştım. Öğleden sonra orada paket sayıyordum.
SİYASİ OLAYLARIN ETKİSİ

O dönemde Türkiye de yaşanan siyasi olayların kişiliğinizde nasıl bir etkisi oldu?
-Ben çocukluğum da babama yapılan haksızlıklarda dolayı her sağ partili iktidara tepkili oldum. Aslında Türkiye de sağ partiler demen yanlış, sadece sağ parti demek daha doğru 1950’den bu yana tek sağ iktidar vardır. Nitekim bu iktidar dikkat edin, iktidarlar değişmiş gibi gelir bize, oysa tek bir iktidar vardır. Adları değişmiş, kadrolar değişmiştir fakat aslında aynı iktidardır. Mesela Süleyman Demirel, Menderes takımının adamıdır, Turgut Özal, Demirel adamıdır. Erbakan, Demirel, Özal takımındandır. Dikkat ederseniz bunların hepsi için hatta askeri darbelerde görev alanlar dahi aynı takımın adamıdır. Kenan Evren’e koltuğu getiren Demirel’dir. Demirel, Türkiye’yi o kadar berbat yönetmesine rağmen, tekrar politikaya döndürüp Çankaya’ya çıkaran da Evren’dir. Çok zor durumdayken bu politikacı o Başbakan ve Cumhurbaşkanı olmasını sağlayan Evren’dir. Bakın, Ecevit’i Fetullah Gülen’e yakın gördünüz. Ecevit’in son günlerde türban ile ilgili açıklamasını gördünüz tümüyle merkez sağ partilerin söylemidir. Ecevit’in de onlardan bir farkı yok. Ecevit’in demokrasiyi ne kadar hazmetmediği ve böyle siyesi partiler diyelim ki Özal, Demirel, Erbakan… Bunlar hep demokrasiyi bir tiyatro oyunu gibi oynayıp topluma demokrasi varmış gibi gösterdi. Amaç kendi diktatörlüklerini sürdürmekti.

Düzenle barışık bir ailenin çocuğu olsaydınız o zaman hayata bakışınız farklı mı olurdu?
-O zaman belki Süleyman Demirel’e bayılacaktım. Menderesi saygıyla anacaktım. Turgut Özal rüyalarıma girecek yanaklarından öpecektim. Erbakan’a sarılacaktım. Tayip Erdoğan geldiği zaman bayram edecektim batmayacaktı bütün bunlar bana.
ÇOK PARTİLİ HAYAT HİÇ OLMADI

-Türkiye çok partili döneme hiç geçmedi mi?
-Geçmedi. Tabii Türk toplumu da bunda etkendir. Bizim toplumumuz sağlıklı bir toplum değildir. Bizim toplumumuzun duyarlılığı, tepkisi, irdelemesi sıfıra yakın bir düzeydedir. Bizim çürümeye pirim veren; beleşçi, avantacı, yağmacı, ufak hesaplar peşinde koşan cahil bir toplumumuz var.

Bunun değişmesi umudunuz var mı?
-Kuşaklar değişirse ancak bir değişim olabilir. bu bir kimlik kişilik sorunudur. Elli atmış yaşındakiler nasıl değişmemişler bu yaşlarına kadar değişmemişler.
GENÇLİĞE BAKAŞI

Günümüz gençliğini nasıl değerlendiriyorsunuz?
-Bunun kaygısını bende taşıyorum. Şimdiki gençliğe bakıyorum; Türkiye’de olup bitenlerle pek ilgilenmiyorlar. Bakın araba tamponlarını tanıyorlar, araba jantlarını tanıyorlar: ama mesela şuan mecliste ne görüşülüyor, Avrupa Birliği nedir, Irak’ta neler oldu, neler olacak yüzde doksanı bir haber. Kafası çalışmadığı için Cumhuriyetin temel değerlerine sahip çıkamamış bir milletten sonra, kafası çalıştığı halde bu değerlere sahip çıkmayan bir topluma geçiş sürecindeyiz.

Türkiye için aydınlık bir tablo görünmüyor o halde?
-Hayır. Açıkçası Türkiye için pek umutlu değilim çünkü; Türkiye bir Akdeniz ülkesidir.

Nereye gider Türkiye bir kırk elli yıl sonra nerde olur?
-Biraz İtalya gibi olur. Biraz İspanya gibi olur. İtalya’ya gittiğiniz zaman da toplumun çürümüş yüzünü görürsünüz. Mesela İtalya’da gidip bir alışveriş yapın, aldığınız bir malda mutlaka size bir kazık atarlar. İtalya’ya, İspanya’ya bu kuşak ülkelere seyahate gittiğim zaman hep yaşamışımdır bu durumu. Aslında bu Akdeniz insanının tipik yapısıdır.

Yeniden gençliğinize dönelim mi? ilk ne zaman aşık oldunuz?
-Ben çabuk aşık olurum çok aşık olurum.

Hani unutulmaz derler ya ilk aşklar, ilk aşkınız?
-Onu hatırlayabiliyorum zaten, ilk aşkım o dokuz on yaşlarında falandım. Aşk deyince, mesela son yıllarda bir Andrea’yla tanıştık evlendik. Ondan sonrada başka bir kadına aşık olabileceğimi zannetmiyorum. Ama benim için Sultan Sazlığı aşktır, Pako aşığıyımdır, yazıları benim aşkımdır. Zaman içinde insan değişiyor, sevdalarda değişiyor. Yani kemanım benim için aşktır, marangozlukta tahtalar aşkımdır.
AŞK MEVZUUNA GELİNCE..

Aşkın süreci var mı dır?
-En iyi aşk üç ay sürer derler. Fakat ben ona katılmıyorum. Aşk dediğiniz şey aslında kendi haline bıraktığınız zaman yok olup uçup giden bir şey onu tutmasını bilmeniz gerek. İnsanlar zanneder ki aşık oldum ve artık aşık değilim. Fakat öyle değildir. Aşk tıpkı elde tutulan bir şey gibi, kalem gibi defter gibi aslında tutulması gereken bir şey.O aşkı yaşatmak da diyebiliriz belki. İnsanın elindedir aşkın süresi, kendi haline bırakırsan çabuk biter aşk.

Şimdiki gençler bunu biliyorlar mı?
-Şimdiki genlerde aşkın iki unsuru var. Aslında aşkın dört unsuru vardır; cinsellik, para, saygı vardır, uzlaşma vardır. Dört ayağı vardır aşkın. Ayaklardan biri gittiği zaman, sallanır durur bir süre, sonra ayakta duramaz düşer. Tabi yıllar bize bir şeyi öğretti; sabır diye bir şey vardır. Aşk bazen bir çıkmaza girebilir, bunu sabırla aşabiliriz. Aslında şu da sorulabilir; insanlar aşkın uzamasını mı istiyor, yoksa bitmesini mi? bu ikisi de bu devirde çok geçerli. İnsanlar çok aşk yaşamak istiyorlar, değişik kişilerle değişik aşlar yaşamak istiyorlar. bu gibi insanlar aşkın uzamasını istemez. Ama ben isterim. benim aşkım, uzun sürsün, uzun yıllar aynı duyguyu tatmayı isterim.
EVLİLİKLERİ DEĞERLENDİRMESİ

Günümüz evliliklerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
-Günümüz evlilikleri tehdit altında. Bunun iki nedeni var. Birincisi; giderek kadının ekonomik özgürlüğünü kazanması. Tabii kadın ekonomik olarak özgürleştikçe, tavrını da ortaya koymaya başlıyor. Türk erkeği buna alışkın değil. O bir tek kendisinin ailede sözünün geçmesini ister. Kadın tavır koydukça tabii ayrılmalar fazlalaşıyor. Her yüz evli çiftten yalnızca atmışı evliklilerini sürdürebiliyorlar. Onlarda sakat evlilikler. O evliliklerde de bir aşk, huzur, mutluluk yok aslında. Zorunlulukla sürüyor. Ama boşanma oranları çok yüksek, bu korkutucu bir şey tabii.

Geçmişinize baktığınızda sizi en çok yaralayan olay nedir? Anımsamak istemediğiniz en çok acı veren olay?
-Bende çok yara olduğu için hangisi en çok derseniz; bütün bunlarda benim suçum olduğu için şimdi kendi kendimi ele vermek istemem. Benim hatalarımdır, benim suçumdur onlar. Niçin vereyim.
YAZI SERÜVENİ

Siz oldukça popüler yazarlarımızdan birisiniz. Bu noktaya gelene kadar neler yaşadınız nerelerden geçtiniz?
-Birinci sırada yazgı var sanıyorum. Ben sıradan bir yazarım, işimi yapmaya çalışıyorum. Okuyucularımla ilişkilerimi tümüyle samimiyete dayandırırım. Okuyucularımdan hiç bir şeyi gizlemem. Okuyucularım; marangoz atölyemden, karımdan babama babamdan Osman’a kadar her şeyimi bilirler, kaportacı boyacı olduğumu bile okuyucularım bilirler. Ben bunları saklamam okuyucularımdan. Her şeyi paylaşırım onlarla. Keyifliysem keyfimi belli ederim üzüntülüysem üzüntümü beli ederim. Zannederim bu durum benim okuyucularım tarafından sevilmemi sağlıyor.
KÖPEK SEVGİSİNİN KÖKENİ

Köpeklere olan sevginizi biliyoruz. Neden köpek? Neden bir kedi başka bir hayvan değil de köpek?
-O da bir samimiyet arayışı bence. Şimdi, siz hiç sevmediği halde kuyruk sallayan bir köpek gördünüz mü? Görmemişsinizdir. Veya sizi sevmediği halde yanınıza gelen bir köpek görmemişsinizdir. Köpek sevmişse kuyruğunu sallar, kızdıysa dişini gösterip havlar… Bu kadar dürüst ve samimidirler. Biz insanlar sürekli arayıp dururuz. Dost ararız, baba ararız, eş arkadaş ararız. Aslında bizim aradığımız bütün bunlar değildir; bizim aradığımız kimlik aramaktır. bu kimlik kimde varsa onu ararız biz aslında. Ben yıllardır samimiyeti hayvanlarda gördüm. En içten en samimi en doğal en yürekten bunu hayvanlarda gördüm ve o yüzden hayvanları çok seviyorum.
Bu durumu insanlar şöyle yorumluyorlar; sokaklarda bakıma muhtaç o kadar çocuk varken onlarla ilgilenilmezken neden hayvan sevgisi öncelikli oluyor.
Şimdi ben haftanın altı günü yazı yazıyorum. Beş gün aslında çocukları yazıyorum, beş gün yoksul insanları yazıyorum, beş gün zor durumdaki insanları yazıyorum sadece bir günde hayvanları yazıyorum. Şimdi ben insanlarla kavga ettiğimde kimin için kavga ediyorum, kendim için mi? Benim her şeyim var. Ankara’nın en güzel yerinde oturuyorum, para kazanıyorum, evim yazlığım var. Kendim için bir şey istemediğim çok açık. Ben niye köy yolları kapandığı için kavga ediyorum. Niye ihaleler kapalı yapılıyor diye kavga ediyorum, neden ormanları yazıyorum, İstanbul’daki Gelibolu’daki ormanları gidip dolaşma imkanım bile yokken. Bütün bunlar çocuklarla, gelecek kuşaklarla ilgili şeyler. Bir de şöyle bakmam lazım, sevgimizi sıraya koyarsak önce bunu seveceğim sonra bunu seveceğim öyle sıralama yapamayız. Sevebileceğimiz her şeyi sevmeli ve korumalıyız. Çocuklar, kadınlar olabilir. Özellikle kadınlar çok önemli benim için kadınlarda beni çok severler. Benim okuyucularımın yüzde doksanı kadın. Bir tane kadın okuyucu görsem hiç utanmasam, sarılıp öpmek istiyorum bu kadar tutkunum kadınlara.
KADINLARA OLAN GÜVENİ

Neden kadınlara bu kadar çok güveniyorsunuz?
-Çünkü kadınları test ettim ben bir kere. Herhangi bir çocuk gibi büyümediğim için. Başımı okşayan her kanının sevgisinden emin olmak isterdim. Herkesin kendisini doğuran kadın annesiydi ama benim öyle değildi. Halalar, yengeler, yabancı insanlar, mahallenin kadınları, okuldaki öğretmenler. Bu yüzden kadınlarda benim yazılarımda çok yer alır.
EN GÜVENİLİR ERKEK KAZASI!

Bu arada en çekici erkek seçildiğinize dair duyumlarımız oldu doğru mu?
-Böyle bir kaza oldu evet. Bende çok şok geçirmiştim. Medyada ki en çekici erkek seçildiğim için, Ahmet Altan’ın da en seksi erkek seçildiği içinde çok alınmadım yani bunlar çirkinleri seçiyorlar diye.

Kadınlar acaba karizmatik erkeklerimi daha çok seviyorlar?
-Kadınlar güvendikleri erkekleri severler. Bence kadınların en çok aradıkları şey güvendir. Tabii ilk anlamda fizik önemli olabilir ama yakışıklı bir erkeğin güven vermeyen yönünü gördüğünde hemen ondan uzaklaşır.
TÜRK ERKEĞİ GÜVENİLMEZ

Türk erkeği güvenilir mi?
-Türk erkeği güvenilmez erkektir. Türk erkeği kompleksini gidermek için bir sürü yol bulmuştur. bu yollardan en bilineni kadınlar üzerinde hakimiyet kurmak. kaç kadın ezebilirse kendini o kadar güçlü hisseder. O yüzden evde bir karısı vardır. Dışarı da ikinci, üçüncü…. O Türk erkeğinin tipik özelliğidir. Bu duygu Türk erkeğine nereden gelmiştir; Niye onun kimliğinde bu çok vardır? Onu birazda kişide aramak lazım. Bu toprakların tarihinde aramak lazım. Türk erkeği hiç bir zaman adam yerine konulmamış. Hiç bir zaman kendi egemenliğini kuramamış, onun ezikliğini kadınlar üzerinden gideriyor. Çünkü eve girip kapıyı kapattıktan sonra, orda en büyük kendisi oluyor. Başka kimse olmuyor. Çarşıda pazarda büyük değil. Padişah var diktatör var: Bir sürü şeyi var kılıcı büyük olan gidip onu eziyor, güçlü olamıyor. Hiç kimse yoksa bile o mahallenin kabadayısı var. Kuvvete dayalı toplumlarda erkeklerin yapısı çok bellidir. Kadınları ezer onlar evine girdiği zaman kendisinin en güçlü olduğunu görüyor. Bunu kanıtlamak içinde karısını ve metresini ezer.
VE BİRKAÇ MÜHİM MEVZU…

Sizi en çok kızdıran olay nedir?
-Bir düğünde oynayan dört erkekten nefret ederim.

-Bir kadında görmek istediğiniz özellikler nelerdir?
-Bir defa kadın olması duygularımdan, bakışlarında kadınlık olmalı o kadın bakışı, kadın tavrı, kadınsı davranışlar. Kadın gibi hissederse kendini bu özellikleri taşır. Fakat erkeklere özeniyorsa onu taşıyamaz. Yani bu tıpkı sürahiyi görünce içinde suyun olduğunu çağrıştırması gibi bir şey. O kadınsa eğer, ancak o duyguları taşır diye düşünüyorum. Müslümanlık kadını dışlar. Müslüman olmadan önce Türkler atı, avradı, silahı severdi. Türkler Müslüman olduktan sonra Arap kültürünün etkisinde kaldılar. Çölde yaşayan insan farklı bir kimlik özelliği gösterir, çöl insanı kaypaktır. Çünkü çölde saklanacak yer yok. Düşmanla karşılaşınca ağam paşam der, kendi yüzünün arkasına saklanır. Bu anlayış zaman içinde Türkler içinde de kendini gösterir…

( Bu Röportaj Ocak 2016 Tarihinde Yayınlanmıştır)

SON VASİYETİ

Babalar, anneler;
birer okul olun
Okul artık siz siniz
Çocuklarınıza
LAİK Cumhuriyeti, Cumhuriyet sevdasını, Cumhuriyet devrimlerini öğretin.
MUSTAFA KEMAL’i
anlatın onlara.
UNUTMASINLAR


YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.