DOLAR 8,4365
EURO 10,2033
ALTIN 492,24
BIST 1.441
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 30°C
Az Bulutlu
Ankara
30°C
Az Bulutlu
Cum 31°C
Cts 28°C
Paz 27°C
Pts 24°C

Fulya Bayraktar: Edebiyat Ne İşe Yarar?

Sanatın, dönüştürme, iyileştirme, geliştirme olanakları sonsuz. Edebiyat da tüm sanat dalları arasında insana en çok yeni gelişme alanı yaratan, tüm sanat ve bilim dallarıyla ve dil ile önemli bir bağ kurmasını sağlayan, İngiliz bir yazarın söylediği gibi, “insanı ve insanlığı anlama”sını kolaylaştıran çok değerli bir sanat dalı.

Fulya Bayraktar: Edebiyat Ne İşe Yarar?

Sanatın, dönüştürme, iyileştirme, geliştirme olanakları sonsuz. Edebiyat da tüm sanat dalları arasında insana en çok yeni gelişme alanı yaratan, tüm sanat ve bilim dallarıyla ve dil ile önemli bir bağ kurmasını sağlayan, İngiliz bir yazarın söylediği gibi, “insanı ve insanlığı anlama”sını kolaylaştıran çok değerli bir sanat dalı.

Edebiyata, okumaya düşkünlüğün, yazmaya eğilimin biraz içsel bir şey olduğunu düşünüyorum. Kütüphanesi olan bir evde büyümedim. Kimsenin yönlendirmesi de olmadı okumam için. Daha okula bile başlamadan, kitaplar okuyup özetler çıkarmamı da kimse istemedi benden. Edebiyat benim için; eksiklerimi tamamlayan, zihnimi açan, algı düzeyimi yükselten, göremediğim, ulaşamadığım, yaşanagelen her şeyden beni haberdar eden, ilgilendikçe sanki daha bir insan olmamı sağlayan bir uğraş.

Neden Yazıyoruz?

Her insanın, duygularını, duyarlılıklarını dışa vurma şekli farklı. Kimi konuşarak, kimi sürekli tartışarak, kimi de susarak söyler söylemek istediklerini. Ben yazarak söylemek isteyenlerdenim. Konuşmayı seven biri değildim. Bu nedenle çok uzun yıllar duygularımı, düşüncelerimi biriktirmek zorunda kaldım. Günlükler, küçük notlar, mektuplar… Herkes gibi, ayaklarımın üzerinde durma mücadelesi vardı, öncelikli olan. Uzun yıllar edebiyatla ilişkim sadece okuma boyutunda kaldı. Yine de yazma serüvenim neredeyse yirmi yıldır sürüyor. 2015 yılında “YUH!” başlıklı, 2019 yılında ise “Bana Öyle Tuhaf Bakma” başlıklı öykü kitaplarını çıkardım. İlk öykü kitabım daha çok kadın kahramanların yaşamla mücadelelerini konu edinirken, ikinci öykü kitabım, yaşamların görünmeyen arka planları hiç düşünülmeden tuhaf bakılan karakterlere ilişkindi.   

Yazmanın bana hissettirdiği duyguları, çok uzun yıllar önce tanımladığım şekliyle buraya da aktarmak isterim. “Kendinizi hayatın her yerinde gibi hissedip aslında hiçbir yerde olmamaktır yazmak.” demişim. “Suya notlar düşmek, demire çentik atmak, taşarak, yıkarak akıp giden zamanın ortasına bir “kazık” çakmaktır…”

Öykü Yaşamın Neresinde?

Kısa, ama yoğun metinlerden yanayım. Bu nedenlerle, yazma durağım öykü oldu. Öykü diyorum, çünkü hemen her sanat dalı aslında öyküden yararlanıyor, kendince bir öykü anlatıyor. Öykü yazarken, kurgularımızla, olasılıkların sınırlarını zorluyor, henüz yaşanmamış, yaşanmayı bekleyen belki de hiç yaşanmayacak hayatlar sunuyoruz. Öykülerle bencilliğimizden ve bireyselliğimizden sıyrılıp, hayatı, insanları kavrıyor, büyük bir anlam dünyası oluşturuyoruz kendimize. Bir tutam duygu, bir titreyiş, bir yürek kıpırtısı öykü benim için. Öykü okurken de yazarken de hissettiğim şey; düşünemediğimin, aklıma bile gelmeyenin farkına varmanın o benzersiz ve dönüştürücü hazzı.

Öykü bir tartma, tartışma platformu aynı zamanda. Örtülü olarak değer yargılarının, bakış açılarının, ideolojilerin, yaşam içindeki duruşların, benzerlikler ve farklılıkların tartışıldığı nitelikli bir platform. Öyküyü seçmemde, olanaklarının çokluğunun da cazibesi var elbette. Öykü yazan kişi; yaşadığından başka bir dünyanın da olabileceğine inanır, bütün insanlık hallerine esnek bakabilir, insanların ve hatta kahramanlarının acısını, sevincini kendi içinde hissedebilir, yaşayabilir, gizli saklı da olsa çözüm önerileri geliştirebilir diye düşünüyorum. Özellikle, yoksunluk, yoksulluk, çaresizlik, insanın yaşadığı koşullara teslim olmak zorunda olması gibi duygular beni daha çok yazmaya itiyor sanırım. Bu nedenle, genellikle öykü kahramanlarım, içinde bulundukları durumu değiştiremese de yok olabileceğini bilse de çok radikal kararlar alabiliyor.Öykü, yeni bir şey söylemeli ya da eski bir şeyi daha yeni cümlelerle söylemeli, gösterebilmeli diye düşünüyorum. 

Lacivert Öykü ve Şiir Dergisi

Lacivert Öykü ve Şiir dergisi; 2005 yılının Ocak ayından bu yana aralıksız çıkıyor. Lacivert Dergi, gözü, kulağı, duyargaları olan, niteliği ön planda tutan, giderek “piyasalaşan” edebiyat ortamında sadece okurlarına karşı sorumluluk duyan, özgürce yaşayabilen bir dergi.Türkiye’de edebiyat dergisi çıkarmak, deveye hendek atlatmaktan zor. Dört kadın arkadaşımla birlikte çıktığımız yolda, zorlu bir dergicilik sürecimiz oldu. Çok keyifli de bir süreçti. 15 yılın sonunda, dergimizin edebiyat dünyasının sevilen, tanınan, takip edilen bir dergisi olduğunu sanıyorum.Edebiyat Dergileri edebiyatın neredeyse kalbi diyorum ben. Dergiler çoğalsın, dergiler yaşasın elbette…

İnsanın kendini ve yaptıklarını anlatması gerçekten çok zormuş. Sevgili Hülya Soyşekerci ve Tuba Dere’nin, kitaplarım hakkındaki yazılarından birkaç paragraf alıntı yapmak isterim:

Hülya Soyşekerci;“Kadınların Başkaldıran Öyküleri ‘YUH!’

Fulya Bayraktar; kitabında, karakterlerini, özellikle kadın öykü kişilerini ustalıkla canlandırıyor. Eril dilin, eril egemenliğin ezdiği /ezmeye çalıştığı kadınlar var öykülerinde. Kimi kadınlar, dayatılan koşullara direniyor, kimi kaçıyor, kimi de teslim oluyor. Ama pek çoğu, gayet dirençli ve sabırlı…Yazar, her öyküsünde kendine özgü bir anlatım biçimi ve bakış açısı oluşturmaya dikkat etmiş. Bazı öykülerde ironik anlatımı yeğleyerek yaşanan acılara belli bir mesafeyle ama sorgulamalarla bakmamızı sağlamış. Gerçeküstü kurgulara yönelmeden, hayatın içinden yükselen, canlı, dinamik öyküler kotarmaya özen göstermiş. Bazen öykülerdeki olaylar ve kişiler bize o kadar gerçek ve canlı geliyor ki, çevremizde tanık olduklarımıza, yaşadıklarımıza, gördüklerimize çok yakın duruyor. Bu zirvelerde, yazarın hayatı başarıyla öyküye dönüştürmüş olduğunu duyumsuyoruz…

Tuba Dere; Kederli Kadın Öyküleri: Yuh!

…Öykülerin içerisinde yazarının estetik duyarlıklarını taşıyan nefis cümleler, tespitler, gözlemler yer almaktadır. Yazar ‘harflerin ağırlığı’nı ince ayar dil terazisinde ölçüp biçer. Sözün izini sürer, kelimelerin -çağrışımlarını duyup, duyurarak- hakkını verir, onların anlam derinliklerini ve yoğunluğunu iyi bilir, değer katarak anlatır ve olay kurar. Kelime seçimi tesadüfi değildir, öykülerde rastgele kurulmuş bir cümle de yok gibidir. Hatta “Harflerin Ağırlığı”, “Bastıra Bastıra” gibi öykülerde kurgu bizzat dil, sesler ve kelimeler üzerine inşa edilmiştir. Bu mânâda yazarın usta bir dil işçisi olduğu ilk bakışta söylenebilir.“Yuh!”un detayları seven, incelikli, duyarlı, başkaları adına sancılar çeken bir kadın yazarın kitabı olduğu her hâlinden bellidir. Kapak görseli bile bu durumu destekleyecek biçimde hazırlanmış. Kitabın kapağını açar açmaz içerisinden toplumun hemen her kesiminden genç yaşlı, zengin fakir bir sürü kadın, hikâyesi ile önümüze dökülüverir, zihnimize konuk olur, kalbimizi sızlatır. Bu nedenle “Yuh!” ağırlıklı olarak kederli kadınlar kitabıdır. Toplum tarafından yaşamı güçleştirilmiş, bastırılmış, köşeye sıkıştırılmış, çilekeş kadınlardır bunlar. Ama ezik değil onurludurlar; bilakis acıya tahammül göstererek, dayanıp direnerek güç kazanmış; anaç, merhametli, vefalı, sabırlı yönleriyle etraflarındaki insanlara destek olup yardım eden, evlatlarına sahip çıkan kadınlar…

ÖZ GEÇMİŞFulya Bayraktar

Adana’da doğdu ve lise eğitiminin sonuna kadar orada yaşadı. Ankara Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi, İktisat bölümünü bitirdi. Ankara’da, bir kamu bankasında ekonomist olarak uzun yıllar çalıştı. Şu an emekli. Ankara’da yaşamaya devam ediyor. Evli ve bir oğlu var.

On beş yıldır, üç kadın arkadaşıyla beraber, Lacivert Öykü ve Şiir Dergisi’ni çıkarıyor. Lacivert Dergisi için dosyalar, söyleşiler hazırlıyor, yazılar yazıyor. Öykü ve yazıları pek çok dergide yayımlandı. 2015 yılında “YUH!”, 2019 yılında ise “Bana Öyle Tuhaf Bakma” isimli iki öykü kitabı çıkardı. Hâlen edebiyat etkinlikleri ve atölyeleri düzenliyor.

“Tuhaf” çoklu, göreceli bir kavram. Yere ve zamana göre değişen, adeta yaşayan bir kelime. İçinde yadırgamayı, önyargıyı, sevgisizliği ve şaşkınlığı taşıyor.Bu yüzden tuhaf sayanın bakışı tuhaf oluyor, tuhaf gözle bakılan tuhaf kaçıyor, belki de tuhaf bakan kişi bir tuhaflık taşıyor…

Tuhaflık nerede başlar, nerede biter? Sınırı var mı? Neye, kime göre tanımlanır tuhaflık? Tuhaf demek,“başka” demek midir? Bu kavram gittikçe ötekileşiyor. Oysa tuhaflık, bir nevi ele avuca sığmazlık, farklılık, farkındalık, belki biraz derinlik ya da istenmeyenden kaçma isteğine dayanan farkındalık…

Fulya Bayraktar, öyküleri yoluyla “Bana Öyle Tuhaf Bakma” derken tuhaflığı, birbirimizi dinlemeye, anlamaya bir yol açmanın döşeme taşı olarak kullanıyor. “Tuhafamaneden” de diyor öykülerinde, “ama”ları, “neden”leri kullanmadan farklılıkları, başkalıkları kabullenmenin bir yolu olması gerektiğini de hissettiriyor. Çünkü; olağan hayatların içinde sıradan günler yaşayan insanların ufacık fark edişleri, küçücük isyanları, sessiz serzenişleri bile onları “tuhaf” yapmaya yetiyor. Oysa tuhaf da insan coğrafyasında bir ülke. Öykülerde, tuhaf görünmekten çekinen, çekinmeyip olabilecekleri göze alan, bozkırın ve büyük kentin sıkıcı yaşamına sığamayan insanlarına dokunuyoruz.

Fulya Bayraktar, gri bir kentin bürokratik, soğuk ve boğuk atmosferinde, istemedikleri bir yaşam süren, çoğu kez de bunun farkında olan insanları anlatıyor. Her biri bize tanıdık gelen kahramanlarına, “Bana Öyle Tuhaf Bakma”yın dedirtiyor. O anda biz tuhaf gözlerle bakıyoruz onlara… Çünkü yazar bize ricasını tersinden sunuyor. (Arka Kapak Yazısı)

ETİKETLER:

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.