DOLAR 12,4902
EURO 14,1332
ALTIN 720,04
BIST 1.776
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 16°C
Sağanak Yağışlı
Ankara
16°C
Sağanak Yağışlı
Pts 21°C
Sal 13°C
Çar 5°C
Per 7°C

Yeryüzünün Asıl Sahipleri

Atila Çınar
Makina Mühendisi Yenimahalle Kent Konseyi Başkanı
21.08.2021
A+
A-

Geçtiğimiz Mayıs ayında, pandemi nedeniyle 17 günlük uzun kapanma günlerindeydik. Sokaklarda, caddelerde çok az sayıda insan ve aracın göründüğü zamanlardı. Ama aynı günlerde, Karadeniz’in kıyısı İkizdere’de yöre halkının karşı çıkmasına karşın yeni taş ocaklarının açılabilmesi için iş makinaları çalışıyor, ağaçlar kesiliyordu.
Aynı günlerde, Yenimahalle Kent Konseyi olarak, 19 Mayıs’ta özellikle çocuk ve gençlere dağıtılmasını planladığımız fideleri yetiştiriyorduk. Nisan ayında toprakla buluşturduğumuz altı bin kadar sebze tohumu patlamış, fideler yapraklanmaya başlamıştı.Pandemi nedeniyle kapanmak zorunda olduğumuz günlerde fideleri sulamak da gerekiyordu. Çalışma izni alabildiğimden bu görev bana düşmüştü ve iki günde bir Kent Konseyi’ne gidiyordum.
Geçtiğim sokakların, caddelerin tenhalığı, tek tük insanların geçiyor olması, normal zamanlara göre neredeyse hiç araç olmaması bildiğimizin, alıştığımızın dışında başka bir hayatı anlatır gibiydi. Dünyanın sonunu anlatan bilim kurgu filmlerinden çıkıp gelmiş sahnelerin ortasında kalmış gibiydik.
Merdivenlerden çıkıp Kent Konseyi’nin bulunduğu alana her varışımda ise tam ıssızlıkla karşılaşıyordum. Gençlerin, çocukların, oradaki derneklere gelip gidenlerin seslerine alışık olduğumuz yer tamamen ıssız, bu nedenle de sessiz oluyordu.
Bir gün gittiğimde, orta sahanlıkta bir çift kumru ile karşılaştım. Çocukların oyun alanı olarak planlanmış sentetik yeşil yer döşemesinin üzerine tünemiş güneşleniyorlardı. Beni farkedince bir an tedirgin oldular, kafaları biraz dikildi, göz bebekleri daha hızlı dönmeye başladı. Belli ki en küçük bir tehlike hissettiklerinde en kolay kaçış yoluna ulaşmanın hesabını yapıyorlardı.
Bulunduğum yerde durdum, yavaşça çömeldim ve ortamın sessiz, hareketsiz bir nesnesi olmaya çalıştım. Nefes alış verişimi bile kontrol etmeye, ürkmesinler diye göz göze gelmemeye bakıyordum. Güvende olduklarını düşünüp sakinleştiler, kafaları gövdelerine yaslandı, göz hareketleri azaldı, normallerine döndüler.
Bense onlarla konuşmayı denedim ve dedim ki:
Yeryüzünün, buraların asıl sahipleri sizlersiniz, bizler sonradan gelen misafirleriz. Ama sizleri yerlerinizden yurtlarınızdan ettik. Bir yandan hemcinsimizi, diğer yandan kendi dışımızdaki tüm canlıları hırpaladık, yok etmeye başladık. Aslında tüm canlılara bol bol yetecek olan suları zehirledik, toprağı toprak olmaktan çıkardık, her tarafı beton ve sentetik malzemeyle kapladık. Ama işte öyle bir zaman geldi ki, biz evlerimize, beton duvarların arasına kapanmak zorunda kaldık. Bizim kapanmak zorunda olduğumuz zamanlarda sizler özgürleştiniz.Umarım buralardan havalanır, İkizdere’ye kadar uçar, artık terkedilmiş bir iş makinasının operatör koltuğuna güzel bir yuva yapıp mutlu mesut yaşarsınız!
Aradan yalnızca iki ay, yani normal bir insan ömrünün yalnızca binde ikisi kadar bir zaman geçmişti ki görülmemiş orman yangınlarıyla yüzleştik. Bir hafta içinde on binlerce ağaç, börtü böcek yandı kül oldu. Ardından dereler binlerce yıldır akıp geçtikleri yatakları bulamayınca azgınlaştılar, kendilerine yeni yollar buldular ve bu yolların üstünde ne varsa (insan, hayvan, yapı, araç vb.) önlerine katıp denize sürüklediler. Aynı zaman diliminde kontrolsüz, neredeyse sosyal çalkantıların anaforuna kapılmış göç hareketleri başlayınca her yanda bu hareketlerin konuşulduğu tartışmalar da başladı.
Bütün bunlar son iki üç ayda oldu, olmaya da devam ediyor. Bilim insanlarının uzun zamandır dikkat çektiği, bazı duyarlı kurum ve insanların topluma anlatmaya çalıştığı ‘iklim krizi’ sonunda kapımızı çalmakla kalmayıp tekmelemeye de başladı. Hepimiz durumun ne kadar acil olduğunu anlamaya başladık ve dünyayı, ülkeleri yönetenlerden çok geç olmadan gerçek sorumlular gibi davranmalarını bekliyoruz, umuyoruz.
Bir çift kumrunun kurtulduğu gün kim bilir insanlığın dakurtulduğu gün olacaktır…

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.